Miras Hukukunun Bilinç Temelli Bir Eleştirisi:Eteryanism Felsefesinde Maddi Mirasın Kaldırılması
- sehrazat yazici

- 25 Ara 2025
- 16 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 12 Oca

ŞEHRAZAT YAZICI
ÖZET
Miras hukuku, tarihsel olarak ekonomik eşitsizliğin, sınıfsal sürekliliğin ve kuşaklar arası ayrıcalıkların korunmasında merkezi bir mekanizma olarak işlev görmüştür. Maddi servetin, bireysel özneleşmeden, etik gelişimden veya toplumsal katkıdan bağımsız biçimde aktarılmasını meşrulaştıran miras sistemleri, eşitsiz başlangıç koşullarını kurumsallaştırmakta ve toplumsal adaletin temellerini zayıflatmaktadır. Bu makale, miras hukukuna yönelik felsefi ve sistemsel bir eleştiriyi, etik tutarlılığı, kolektif iyiliği ve insan özvarlığının evrimsel gelişimini merkeze alan bilinç temelli bir sosyo-hukuki felsefe olan Eteryanism çerçevesinde sunmaktadır.
Eteryanist modelde miras, doğal bir hak olarak değil; bağımlılığı yeniden üreten, bilinci durağanlaştıran ve sembolik ile maddi hiyerarşileri sürdüren yapısal bir sapma olarak değerlendirilir. Miras hukukunun kaldırılması, bir el koyma ya da mülksüzleştirme eylemi olarak değil; değerin, soy temelli birikimden kolektif olarak yönetilen katkı sistemlerine doğru dönüştürülmesi olarak önerilmektedir. Bu sistemler, yaşam boyu güvenceyi, eşit başlangıç koşullarını ve yapay zekâ destekli değerlendirme modelleri ile blokzincir tabanlı yönetişim gibi etik denetime tabi teknolojik altyapılar aracılığıyla şeffaf dağıtımı garanti altına alır.
Makale, miras hukukunun ortadan kaldırılmasının toplumsal güvenliği istikrarsızlaştırmadan kalıtsal ayrıcalıkları çözdüğünü ve maddi mirasın yerini bilinç temelli katkının aldığını savunmaktadır. Mirası, devredilebilir mülkiyet yerine etik varlık, entelektüel üretim ve toplumsal etki olarak yeniden tanımlayan Eteryanism, adalet, özerklik ve bilinçli evrim temelli, miras sonrası tutarlı bir hukuki düzen önermektedir.
ANAHTAR KELİMELER:
Miras Hukuku,Toplumsal Adalet, Bilinç Temelli Etik, Eteryanism, Servet Eşitsizliği, Kolektif Katkı Sistemleri, İnsan Özvarlığı, Blokzincir Yönetişimi, Hukukta Yapay Zekâ, Post-Kapitalist Hukuk Modelleri
1. GİRİŞ
Miras hukuku, hukuki, ekonomik ve kültürel sistemler içinde uzun süredir mülkiyet haklarının ve ailevi sürekliliğin doğal bir uzantısı olarak kabul edilmektedir. Feodal, kapitalist ve modern liberal toplumlar boyunca maddi servetin bir kuşaktan diğerine aktarılması, sorgulanamaz bir ahlaki hak olarak normalleştirilmiştir. Ancak bu normalleştirme, temel bir yapısal sorunu gizlemektedir: miras hukuku, kuşaklar arası ekonomik eşitsizliğin, sınıfsal yeniden üretimin ve eşitsiz başlangıç koşullarının sürdürülmesinde en güçlü mekanizmalardan biri olarak işlev görmektedir [1].
Modern hukuk çerçeveleri her ne kadar yasa önünde eşitliği vurgulasa da, miras sistemleri paradoksal biçimde doğum anında eşitsizliği kurumsallaştırmaktadır. Bireyler topluma nötr özneler olarak değil; kişisel özneleşmeleri, etik gelişimleri ya da toplumsal katkılarından ziyade, atalara ait birikimler tarafından belirlenen koşulların yararlanıcıları ya da mağdurları olarak dahil olmaktadır [2]. Bu durum, miras hukukunun liyakat idealleriyle, eşit fırsat ilkeleriyle ve çağdaş siyasal ve ekonomik söylemlerde sıkça öne çıkarılan toplumsal hareketlilik anlatılarıyla doğrudan çelişmesine yol açmaktadır.
Sosyolojik açıdan bakıldığında, kalıtsal servet, bireysel yetkinlikten veya sorumluluktan bağımsız biçimde ayrıcalığın sürekliliğini güvence altına alarak sınıfsal hiyerarşileri sağlamlaştırmaktadır. Sermaye — ekonomik, kültürel ya da sembolik biçimleriyle — kapalı ailevi yapılar içinde dolaşarak tahakkümü yeniden üretmekte ve sistemin geçirgenliğini sınırlamaktadır [3]. Bu süreç yalnızca ekonomik adaleti bozmakla kalmamakta, aynı zamanda bilincin kendisini de şekillendirmekte; kalıtsal avantajla doğan bireylerin psikolojik oluşumuna bağımlılık, hak edilmişlik duygusu ve pasif güvenlik algısını yerleştirmektedir [4].
Felsefi açıdan miras, ölüm ötesi mülkiyetle ilgili çözümlenmemiş etik soruları gündeme getirmektedir. Eğer mülkiyet hakları bireysel emek, niyet veya katkı üzerinden meşrulaştırılıyorsa, bu hakların ölüm sonrası aktarımı tutarlı bir ahlaki temelden yoksundur. Ölen birey artık toplumsal sözleşmelere katılmamakta, sorumluluk üstlenmemekte ve etik karşılıklılık ilişkisi kurmamaktadır. Buna rağmen miras hukuku, ölülerin yaşayanların maddi ve toplumsal koşulları üzerinde kalıcı bir denetim kurmasına izin vermektedir [5]. Bu çelişki, klasik hukuk teorisinin kritik bir kör noktasını açığa çıkarmaktadır.
Eteryanism, tam da bu hukuki tutarsızlık, etik durağanlık ve bilinç sınırlılığı kesişiminde ortaya çıkmaktadır. Bilinç temelli bir felsefi sistem olarak Eteryanism, insanı yalıtılmış bir ekonomik birim olarak değil; evrimsel amacı etik arınma, kolektif katkı ve bilinçsel genişleme olan insan özvarlığının bir yansıması olarak yeniden kavramsallaştırmaktadır [6]. Bu çerçevede maddi birikim ne değerin ölçütüdür ne de mirasın taşıyıcısıdır. Miras, bilinç temelli katkı, etik rezonans ve kolektif insan belleğine eklemlenme yoluyla tanımlanmaktadır.
Bu doğrultuda Eteryanism, miras hukukunu aile bağlarının ya da kişisel güvenliğin radikal bir reddi olarak değil; gerekli bir yapısal dönüşüm olarak ele almaktadır. Mirasın kaldırılması, kalıtsal bağımlılığı çözmek, yapay sınıfsal sürekliliği dağıtmak ve bireyin doğum anındaki özerkliğini yeniden tesis etmek amacıyla önerilmektedir [7]. Servetin özel mirasçılara aktarılması yerine, bireylerin yaşamları boyunca ürettikleri maddi değer, yaşam boyu güvenceyi sağlayan ve toplumsal eşitlik ile şeffaflığı koruyan kolektif olarak yönetilen katkı sistemlerine yönlendirilmektedir [8].
Bu makale, miras hukukunun kaldırılmasının yalnızca ekonomik bir reform değil, maddi mirastan bilinç temelli mirasa geçişi ifade eden bir uygarlık dönüşümü olduğunu savunmaktadır. Etik felsefe, hukuk teorisi, sosyal psikoloji ve yapay zekâ ile blokzincir yönetişimi gibi gelişen teknolojilerin bütünleştirilmesiyle Eteryanist model, miras temelli sistemlere karşı tutarlı ve ütopyacı olmayan bir alternatif sunmaktadır. Böylece adalet, birikmiş ayrıcalığın korunması olarak değil; doğum anından itibaren bilinçli, bağımsız ve toplumsal sorumluluk taşıyan bireylerin yetiştirilmesi olarak yeniden çerçevelendirilmektedir [9].
2. MİRAS HUKUKUNUN YAPISAL VE ETİK TEMELLERİ
Miras hukuku, meşruiyetini özel mülkiyetin daha geniş felsefi temellerinden almaktadır. Klasik liberal kuramda mülkiyet hakları; emek, bireysel özerklik ve mülkiyetin varsayılan ahlaki otoritesi üzerinden gerekçelendirilir. Bu perspektiften bakıldığında miras, kişisel egemenliğin ölüm ötesine uzantısı olarak çerçevelenir; bireylerin iradelerini, tercihlerini ve biriktirdikleri varlıkları seçtikleri haleflere aktarmalarına olanak tanıyan bir mekanizma olarak görülür [10]. Ancak bu varsayım, sorgulanmamış temel bir sıçramaya dayanır: ahlaki öznenin ve hak sahipliğinin, yaşanmış sorumluluktan bağımsız biçimde varlığını sürdürdüğü kabulü.
Tarihsel olarak miras hukuku, nötr bir hukuki düzenleme olarak ortaya çıkmamış; aksine iktidarı, toprağı ve soy ilişkilerini korumaya yönelik bir araç olarak işlev görmüştür. Feodal toplumlarda miras, aristokratik egemenliğin sürekliliğini güvence altına almış; serveti toplumsal katkı yerine kan bağına bağlayarak hiyerarşik yapıları istikrara kavuşturmuştur. Kapitalist modernite mirasın biçimini dönüştürmüş, ancak işlevini değiştirmemiştir: toprak yerini sermayeye bırakmış, fakat kuşaklar arası ayrıcalık aktarımı aynen korunmuştur [11]. Bu nedenle miras hukuku, tarihsel olarak adaletin teminatı olmaktan ziyade eşitsizliğin dengeleyicisi olarak işlemiştir.
Etik açıdan bakıldığında, mirasın gerekçelendirilmesi temel bir çelişkiyle karşı karşıyadır. Eğer mülkiyet sahipliği bireysel çaba, yaratıcılık ya da risk alma üzerinden temellendiriliyorsa, bu meşruiyet ölüm anında çözülmektedir. Ölen birey artık emek vermez, karar almaz ve toplumsal karşılıklılık ilişkilerine katılmaz. Buna rağmen miras hukuku, maddi gücün ölüm sonrasında da kullanılmasına izin vererek, ne rıza göstermiş ne de hak etmiş bireylerin yaşam rotalarını belirlemektedir [12]. Bu durum, geçmiş birikimin mevcut eşitliği bastırdığı bir zamansal adaletsizlik biçimini ortaya çıkarmaktadır.
Rawlsçu bir perspektiften değerlendirildiğinde miras hukuku, adil fırsat eşitliği ilkesini ihlal etmektedir. Rawls, eşitsizliklerin yalnızca en dezavantajlı kesimlerin yararına olduğu ölçüde kabul edilebilir olduğunu belirtse de, kalıtsal servet büyük ölçüde zaten ayrıcalıklı olan gruplar içinde avantajı yoğunlaştırmakta ve nadiren sistemsel bir iyileşmeye katkı sunmaktadır [13]. Bu bağlamda doğum, yaşam olasılıklarının belirleyici bir unsuru hâline gelmekte; liyakat anlatıları biçimsel kalmakta, maddi bir karşılık bulamamaktadır.
Sosyolojik çözümlemeler, mirası sembolik yeniden üretimin temel bir mekanizması olarak daha da görünür kılmaktadır. Pierre Bourdieu’nün sermaye kuramı, ekonomik mirasın kültürel ve toplumsal sermayeden ayrı düşünülemeyeceğini ortaya koyar; bu sermaye türleri birlikte sınıfsal kimliği ve dışlanmayı yeniden üretir [14]. Servet miras alan çocuk yalnızca maddi varlıkları değil; ağları, özgüveni, beklentileri ve “hak edilmişlik” duygusunun normalleştirilmiş biçimini de devralır. Bu görünmez aktarımlar, herhangi bir resmi hukuki işlem gerçekleşmeden çok önce bilinci şekillendirir ve eşitsizliği psikolojik düzeye yerleştirir.
Eteryanism, bu kalıtsal mimariye mülkiyet ve değeri yeniden tanımlayarak meydan okur. Eteryanist çerçevede maddi varlıklar, kişisel kimliğin uzantıları değil; kolektif bir evrimsel süreç içinde geçici araçlardır. Mülkiyet bağlamsaldır, işlevseldir ve toplumsal ile bilinçsel denge üzerindeki etkisiyle etik olarak sınırlandırılmıştır [15]. Bu nedenle miras hukuku, masum bir gelenek olarak değil; toplumsal dinamikleri donduran ve bilinçsel evrimi kesintiye uğratan sistemsel bir sapma olarak değerlendirilir.
Kazanılmamış birikimin gelecekteki potansiyeli belirlemesine izin vermek, bireysel özerkliği daha başlangıçta zedelemektedir. Eteryanist model, gerçek özerkliğin eşit ontolojik giriş koşulları gerektirdiğini savunur; bu da bireyin dayatılmış ayrıcalıklardan ya da kalıtsal yoksunluklardan arınmış bir doğum hakkına sahip olması anlamına gelir [16]. Dolayısıyla miras hukukunun kaldırılması, cezalandırıcı bir önlem değil; adaletin maddi korunmadan bilinçli oluşa doğru yeniden ayarlanmasıdır.
Bu yapısal eleştiri, miras kavramının kendisinin daha geniş bir biçimde yeniden düşünülmesine zemin hazırlar. Eğer maddi miras eşitsizliği ve bağımlılığı yeniden üretiyorsa, miras mülkiyetin ötesinde tanımlanmalıdır. Eteryanism, maddi süreklilikten bilinç temelli katkıya doğru bir yönelim önerir; kalıcı olanın servet değil, etik etki, bilgi, yaratıcılık ve kolektif insan belleği içindeki rezonans olduğunu savunur [17].
3. MİRAS, BİLİNÇ VE BAĞIMLILIĞIN YENİDEN ÜRETİMİ
Miras hukuku, hukuki ve ekonomik boyutlarının ötesinde, bireysel bilinç ve psikolojik oluşum üzerinde derin bir etkiye sahiptir. Erken çocukluk döneminden itibaren, kalıtsal güvenlik beklentisi; motivasyon yapıları, risk algısı ve etik yönelimi yeniden biçimlendirir. Maddi sürekliliğin kişisel çaba ya da katkıdan bağımsız biçimde güvence altına alındığı durumlarda, eylem ile sonuç arasındaki gelişimsel ilişki bozulur [18]. Bu bozulma yalnızca davranışı etkilemekle kalmaz; benlik algısını da yeniden yapılandırır.
Motivasyon üzerine yapılan psikolojik çalışmalar, dışsal olarak garanti altına alınmış sonuçların içsel güdüyü zayıflattığını tutarlı biçimde göstermektedir. Kalıtsal servet beklentisi taşıyan bireyler, uzun vadeli yaratıcılık, toplumsal sorumluluk ve etik risk alma konusunda sıklıkla azalmış bir motivasyon sergiler. Katkıdan kopuk güvenlik; pasiflik, hak edilmişlik duygusu ve dışsallaşmış bir denetim odağı üretir—bunların tümü bilinçli özerklikle bağdaşmayan koşullardır [19]. Bu bağlamda miras, sessiz fakat güçlü bir biçimde beklentileri düzenleyen ve “oluş ufkunu” daraltan bir mekanizma olarak işler.
Kolektif düzeyde ise miras sistemleri bir bağımlılık kültürü üretir. Toplumu ortak bir katkı alanı olarak algılamak yerine, miras temelli yapılarda yetişen bireyler soy-merkezli bir dünya görüşünü içselleştirir: fırsatlar yaratılmaz, devralınır; meşruiyet kazanılmaz, miras alınır. Bu yönelim toplumsal bütünlüğü parçalar; kolektif sorumluluğun yerini ailevi yalıtım alır [20]. Zamanla bu parçalanma, liyakate, adalete ve paylaşılan etik çerçevelere duyulan güveni aşındırır.
Bilinç perspektifinden bakıldığında Eteryanism, mirası evrimsel akışı durduran bir mekanizma olarak tanımlar. Bu felsefeye göre bilinçsel gelişim; farkındalık, sorumluluk ve katkı arasındaki sürekli uyuma dayanır. Maddi avantaj etik olgunlaşmanın önüne geçtiğinde bilinç durağanlaşır. Ayrıcalık, onu taşıyan kişi için görünmez hâle gelirken; yoksunluk, dışlananlar tarafından içselleştirilir ve toplum genelinde asimetrik psikolojik yükler üretir [21].
Buna ek olarak miras, zamansal eşitsizliği bilincin içine yerleştirir. Geçmiş—birikmiş servet aracılığıyla—geleceği belirler ve mevcut potansiyeli bastırır. Bu zamansal dengesizlik, her kuşağın değeri, anlamı ve katkıyı yeniden müzakere etmesi gereken bilinçli evrimin doğal ritmini bozar [22]. Bunun yerine miras hukuku, tarihsel birikimin gelecekteki olasılıkları belirlemesine izin vererek, dinamik etik büyümeyle bağdaşmayan statik bir toplumsal mimariyi güçlendirir.
Eteryanism, bu dinamiği bilinçli giriş tarafsızlığı (conscious entry neutrality) kavramını ortaya koyarak yeniden çerçevelendirir. Bu ilkeye göre bireylerin, özgün bir özneleşme geliştirebilmeleri için hayata dayatılmış maddi avantaj ya da dezavantajlardan arınmış biçimde başlamaları gerekir. Gerçek özgürlük, miras alma özgürlüğü değil; çaba, farkındalık ve toplumsal rezonans yoluyla oluşa özgürlüktür [23]. Miras, sonuçları önceden belirleyerek bu özgürlüğü daha başlangıçta sınırlar.
Önemle vurgulanmalıdır ki mirasın kaldırılması, bakımın, sürekliliğin ya da kuşaklar arası sorumluluğun reddi olarak yorumlanmaz. Aksine Eteryanism, maddi bağımlılık ile bilinçsel süreklilik arasında keskin bir ayrım yapar. Aileler etik rehberlik, duygusal destek ve bilgi aktarımının merkezi olmaya devam eder; ortadan kaldırılan şey, bilinçli mentorluk yerine maddi aktarımın ikame edilmesidir [24]. Ebeveynler çocuklarının geleceğini terk etmez; onu mülkiyetle değil, rehberlikle zenginleştirir.
Bu dönüşüm toplumsal motivasyonu yeniden yönlendirir. Miras artık birikmiş varlıklarla değil, etik iz ve toplumsal katkının derinliğiyle ölçüldüğünde; bireyler çabalarını yaratıcılığa, bilgi üretimine ve kolektif faydaya yöneltir. Bilinç, korunmadan katılıma; birikimden rezonansa doğru kayar [25]. Böylece bağımlılığın yeniden üretimi, yerini özerkliğin yetiştirilmesine bırakır.
Sonuç olarak miras hukuku, yalnızca ekonomik bir kurum değil; psikolojik ve bilinç biçimlendirici bir aygıt olarak açığa çıkar. Eteryanist çerçevede bu hukukun kaldırılması, bağımlılık döngülerinin bilinçli biçimde kesintiye uğratılmasını ve hem bireysel hem kolektif düzeyde bilinçli öznenin yeniden tesisini ifade eder. Bu kırılma, mirasın maddi süreklilikten ziyade etik varlığa dayandığı yeni bir tanım için zemini hazırlar [26].
4. MİRAS HUKUKUNUN KALDIRILMASI: MADDİ MİRASTAN BİLİNÇ TEMELLİ KATKIYA
Miras hukukunun kaldırılması, sıklıkla yoksun bırakma ya da zorlayıcı yeniden dağıtım eylemi olarak yanlış yorumlanmaktadır. Bu tür yorumlar, güvenliği özel birikimle, sürekliliği ise maddi aktarım ile özdeşleştiren bir çerçeveden kaynaklanır. Eteryanism, bu çerçeveden köklü biçimde ayrılarak mirasın kaldırılmasını bir el koyma değil, yeniden yönlendirme olarak kavramsallaştırır; değerin özel soy çizgilerinden kolektif sürekliliğe doğru sistemsel bir biçimde yeniden akmasını önerir [27].
Eteryanist modelde bireyler, yaşamları boyunca ekonomik güvenlikten yoksun bırakılmaz. Aksine, miras hukukunun kaldırılması; hayatta kalmayı birikimden ayıran yaşam boyu güvence mekanizmalarının kurulmasıyla birlikte ele alınır. Bireyin yaşamı boyunca ürettiği maddi varlıklar, ölüm sonrası güç yoğunlaşmasını engellerken, onurlu yaşam standartlarını güvence altına alan kolektif olarak yönetilen katkı sistemlerine entegre edilir [28]. Bu nedenle mirasın kaldırılması, cezalandırıcı değil; ileriye dönük ve dönüştürücü bir düzenleme olarak işler.
Bu modelin merkezinde Kolektif Katkı Fonu yer alır. Şeffaf ve merkeziyetsiz bir yapı olan bu fon aracılığıyla birikmiş değer; toplumsal, bilimsel, ekolojik ve kültürel gelişime yeniden yatırılır. Servetin özel mirasçılara aktarılması yerine, bireyler maddi katkılarının yaşamları sona erdikten sonra da toplumsal fayda üretmeye devam ettiği bir sisteme dahil olurlar [29]. Böylece değer varlığını sürdürür; ancak işlevi köklü biçimde dönüşür.
Bu dönüşümün işlerlik kazanmasında teknolojik altyapı kritik bir rol üstlenir. Blokzincir temelli yönetişim, kolektif kaynakların tahsisinde izlenebilirlik, şeffaflık ve hesap verebilirlik sağlar; keyfi kayırmacılığı ve kapalı yeniden dağıtım pratiklerini ortadan kaldırır [30]. Yapay zekâ destekli değerlendirme sistemleri ise katkı temelli ölçümü mümkün kılar; salt ekonomik çıktılar yerine etik etkiyi, toplumsal faydayı ve uzun vadeli değer üretimini analiz eder [31]. Bu araçlar insan muhakemesinin yerine geçmez; onu geniş ölçekte adaletle destekler.
Miras hukukunun kaldırılmasına yönelik en yaygın itirazlardan biri motivasyon meselesidir: Servet çocuklara aktarılamayacaksa bireyler neden değer üretmeye çabalasın? Eteryanism, bu itirazı insan yaratıcılığının temel itici gücünün birikim olduğu varsayımını sorgulayarak yanıtlar. Davranışsal ekonomi ve sosyal psikoloji alanındaki ampirik bulgular, amaç duygusunun, tanınmanın ve anlamlı katkının; parasal mirastan çok daha güçlü ve sürdürülebilir motivasyon kaynakları olduğunu göstermektedir [32]. Miras, sahiplik yerine etki üzerinden tanımlandığında motivasyon, biriktirmeden katılıma doğru yön değiştirir.
Buna ek olarak Eteryanist model, bilinçli miras tanınması kavramını devreye sokar. Bireylerin etik, entelektüel ve yaratıcı katkıları; kolektif bellek sistemleri içinde korunur. Bilimsel keşifler, sanatsal üretimler, ekolojik girişimler ve toplumsal yenilikler; mülkiyet kısıtlamalarına tabi olmaksızın, insanlığın ortak mirasının bir parçası olarak arşivlenir ve gelecek kuşakların erişimine açılır [33]. Bu bağlamda miras, dışlayıcı değil; ilişkisel ve birikimli bir nitelik kazanır.
Miras hukukunun kaldırılması, aile bağlarını ortadan kaldırmaz; onların etik yönelimini dönüştürür. Aileler maddi bağımlılık alanları olmaktan çıkarak mentorluk, rehberlik ve değer aktarımının mekânlarına dönüşür. Kuşaklar arası sorumluluk varlığını sürdürür; ancak bu sorumluluk varlık aktarımıyla değil, eğitim, etik modelleme ve duygusal süreklilik yoluyla ifade edilir [34]. Bu dönüşüm, ilişkisel derinliği korurken bireysel özerkliği güçlendirir.
Hukuki açıdan bakıldığında miras hukukunun kaldırılması, mülkiyet teorisindeki köklü çelişkileri çözer. Mülkiyet zamansal olarak sınırlandırılır ve ölüm sonrası denetim yerine yaşanmış sorumlulukla uyumlu hâle getirilir. Ölüm, bireysel maddi otoritenin süresiz uzatımı değil; sona erdiği noktayı işaret eder. Bu yeniden ayarlama, etik özne ile hukuki hak sahipliği arasındaki tutarlılığı yeniden tesis eder [35].
Son kertede maddi mirastan bilinç temelli katkıya geçiş, toplumların değer, süreklilik ve adalet anlayışında paradigmatik bir dönüşümü temsil eder. Miras hukukunun kaldırılarak katkı merkezli sistemlerle ikame edilmesi, Eteryanism’in kalıtsal ayrıcalıkları güvenliği sarsmadan çözmesini mümkün kılar. Kalıcı olan, birikmiş servet değil; kolektif evrimle bilinçli uyum içinde yaşanmış bir hayatın etik rezonansıdır [36].
5. İTİRAZLARIN ELE ALINMASI: ÜTOPYA, DİRENÇ VE GEÇİŞ MEKANİZMALARI
Miras hukukunun kaldırılmasına yönelik öneriler sıklıkla ütopyacı, uygulanamaz ya da insan doğasıyla bağdaşmaz olarak nitelendirilmektedir. Ancak bu itirazlar çoğu zaman ampirik ya da felsefi zorunluluktan ziyade, tarihsel olarak koşullanmış varsayımlara dayanmaktadır. Eteryanism, bu eleştirileri savunmacı bir tutumla değil; kültürel olarak içselleştirilmiş alışkanlıklar ile yapısal olarak kaçınılmaz sonuçlar arasındaki farkı ayırt eden analitik bir yaklaşımla ele alır [37].
5.1 “Bu Model Ütopyacı ve Gerçekçi Değil”
Mirasın kaldırılmasının ütopyacı olarak tanımlanması, mevcut sistemlerin kendilerinin gerçekçi ya da sürdürülebilir olduğu varsayımını içerir. Oysa güncel ekonomik veriler, mirasa dayalı servet yoğunlaşmasının eşitsizliği derinleştirdiğini, toplumsal hareketliliği azalttığını ve demokratik kurumları istikrarsızlaştırdığını ortaya koymaktadır [38]. Ayrıcalığı sistematik biçimde yeniden üretirken kolektif güveni aşındıran yapılar, uzun vadede pragmatik olarak sürdürülebilir kabul edilemez.
Eteryanism ani ya da zorlayıcı bir kopuş önermemektedir. Aksine, miras hukukunun evrensel yaşam boyu güvence, katkı temelli tanınma ve şeffaf yeniden dağıtım mekanizmalarının eşzamanlı olarak devreye girmesiyle kademeli biçimde ortadan kaldırıldığı bir geçiş çerçevesi sunar. Ütopyacılık, iddialı hedeflerle değil; uygulanabilirlik yollarının yokluğuyla tanımlanır—ve Eteryanist model bu yolları açıkça ortaya koymaktadır [39].
5.2 “İnsanlar Direnir; Toplum Bunu Kabul Etmez”
Yerleşik ayrıcalık yapılarını dönüştüren her paradigma değişiminde direnç öngörülebilir bir tepkidir. Tarihsel olarak feodal unvanların, köleliğin, çocuk işçiliğinin ve cinsiyete dayalı hukuki dışlanmanın kaldırılmasına karşı da benzer itirazlar dile getirilmiştir. Bu örneklerin her birinde direnç, sistemsel çöküşün kanıtı olmaktan ziyade, kayıp korkusunun bir yansıması olmuştur [40].
Eteryanism, direnci zorlayıcı araçlarla değil; teşviklerin yeniden hizalanması yoluyla ele alır. Bireyler güvenlikten ya da onurdan mahrum bırakılmaz; bunun yerine soy bağına dayalı olmayan bir istikrar sunan bir sisteme dahil edilir. Asgari gelir güvencesi, kolektif fonlara erişim ve yaşam boyu katkının tanınması gibi geçiş önlemleri kaygıyı azaltırken, kültürel uyumu kademeli olarak teşvik eder [41].
Buna ek olarak, toplumsal normlar değiştikçe direnç de azalır. Başarı, saygınlık ve süreklilik artık kalıtsal varlıklar üzerinden değil; görünür katkı ve etik varlık üzerinden ölçüldüğünde, kolektif beklentiler yeniden kalibre edilir. Toplumsal meşruiyet, sahiplikten katılıma doğru yer değiştirir [42].
5.3 “Miras Doğaldır; İnsan Doğasıyla Uyum İçindedir”
“İnsan doğası”na yapılan başvurular, sıklıkla biyolojik bağlanmayı hukuki hak sahipliğiyle karıştırır. Kuşaklar arası bakım derin biçimde insani bir dürtü olsa da, ölüm sonrası servet aktarımının hukuki olarak kurumsallaştırılması biyolojik bir zorunluluk değil; kültürel bir inşadır [43]. Antropolojik bulgular, pek çok toplumun tarihsel olarak kalıtsal birikim yerine ortak dağıtım, paylaşımlı gözetim ya da liyakat temelli sürekliliği öncelediğini göstermektedir.
Eteryanism, kuşaklar arası bakımı; duygusal süreklilik ile maddi bağımlılığı birbirinden ayırarak korur. Ebeveynler çocuklarını beslemeye, eğitmeye ve yönlendirmeye devam eder; terk edilen şey, etik sorumluluğun yerine servet aktarımının geçirilmesidir. Bu ayrım, uzun vadeli özerkliğin belirleyicisi olarak maddi sağlama yerine mentorluk ve modellemeyi vurgulayan gelişim psikolojisiyle daha güçlü bir uyum içindedir [44].
5.4 “Miras Olmadan Motivasyon Çöker”
Bu itiraz, insan motivasyonunun temel kaynağının devredilebilir servet biriktirmek olduğu varsayımına dayanır. Oysa motivasyon kuramına ilişkin araştırmalar, özerklik, ustalık, amaç duygusu ve toplumsal tanınmanın; dışsal finansal teşviklerden çok daha kalıcı ve güçlü motivasyon kaynakları olduğunu istikrarlı biçimde ortaya koymaktadır [45]. Bu bağlamda miras, katılımdan bağımsız biçimde sonuçları garanti ederek motivasyonu zayıflatabilmektedir.
Eteryanist çerçeve, miras güdümlü motivasyonun yerine katkı temelli anlamı koyar. Bireyler ölüm sonrası denetim beklentisiyle değil; yaptıkları işlerin kolektif insan belleği içindeki kalıcı varlığıyla motive olurlar. Tanınma sistemleri, etik değerlendirme ve katkının şeffaf biçimde arşivlenmesi; deneyimsel ve mülkiyet dışı miras biçimleri üretir [46].
5.5 Geçişin Bilinçli Uyum Olarak Kavramsallaştırılması
Eteryanism, geçişi bir kayıp değil; bilinçli uyum olarak çerçevelendirir. Miras hukukunun kaldırılması, toplumların bireyleri nasıl eğittiği, değer biçtiği ve tanıdığı konusunda eşzamanlı bir kültürel dönüşümle birlikte gerçekleşir. Eğitim sistemleri etik okuryazarlığı ve toplumsal katkıyı öne çıkarır; hukuk sistemleri doğum anında eşitliği önceler; teknolojik altyapılar değerlendirme ve dağıtımda adaleti güvence altına alır [47].
Bu bağlamda direnç, aşılması gereken bir engel değil; bağımlılıkların, korkuların ve güncelliğini yitirmiş değer çerçevelerinin nerelerde yoğunlaştığını gösteren tanısal bir işarettir. Bu işaretlerin diyalog, şeffaflık ve kademeli uygulama yoluyla ele alınması, direnci katılıma dönüştürür [48].
İtirazlarla yüzleşmeyi reddetmek yerine onları sistematik biçimde ele alan Eteryanist model, miras hukukunun kaldırılmasının ne naif ne de zorlayıcı olduğunu ortaya koymaktadır. Bu dönüşüm; yapısal eşitsizliğe verilen rasyonel bir yanıt, etik tutarlılığa dayanan bir yaklaşım ve uygulanabilir yönetişim tasarımıyla desteklenen bir toplumsal yeniden yapılanmadır. Soru artık böyle bir dönüşümün mümkün olup olmadığı değil; toplumların onu ertelemeyi sürdürüp sürdüremeyeceğidir [49].
6. SONUÇ: MİRAS HUKUKUNUN KALDIRILMASI SONRASI TOPLUMLAR
Miras hukuku uzun süredir mülkiyet haklarının, ailevi sürekliliğin ve toplumsal istikrarın sorgulanmayan bir uzantısı olarak ele alınmaktadır. Ancak bu makale boyunca gösterildiği üzere miras, nötr bir hukuki gelenek olarak değil; eşitsizliği yeniden üreten, bağımlılığı pekiştiren ve adaletin etik temellerini çarpıtan yapısal bir mekanizma olarak işlev görmektedir. Maddi avantajın bireysel özneleşme ve toplumsal katkıyı baypas etmesine izin veren miras hukuku, ayrıcalığı kader hâline getirmekte ve toplumsal yaşama eşit giriş ilkesini zayıflatmaktadır [57].
Eteryanism’in felsefi çerçevesi aracılığıyla bu çalışma, miras hukukunun kaldırılmasının ne ekonomik bir saldırı ne de kuşaklar arası bakımın reddi olduğunu savunmuştur. Aksine bu adım, hukuki, etik ve bilinç temelli sistemlerin tutarlılığa doğru yeniden ayarlanmasını ifade etmektedir. Eleştirel biçimde incelendiğinde miras, temel bir çelişkiyi açığa çıkarır: yaşanmış sorumluluk üzerinden gerekçelendirilen haklar, yaşamın ötesine taşınmakta ve ne rıza göstermiş ne de bu gücü üretmiş gelecek kuşaklar üzerinde ölüm sonrası bir otorite kurulmaktadır [58].
Eteryanism, bu çelişkiyi miras kavramını yeniden tanımlayarak çözer. Miras artık maddi varlıkların aktarımı olarak değil; etik varlığın, toplumsal katkının ve bilinçli etkinin kolektif insan belleği içinde sürdürülmesi olarak kavramsallaştırılır. Bu modelde bireyin yaşamı boyunca ürettiği maddi değer ölümle birlikte yok olmaz; aksine dönüştürülür ve toplumsal eşitliği, yeniliği ve uzun vadeli iyilik hâlini destekleyen kolektif olarak yönetilen sistemlere entegre edilir [59]. Sona eren şey değer değil, onun kan bağına dayalı özelleştirilmiş yoğunlaşmasıdır.
Miras hukukunun kaldırılması güvencesizlik anlamına gelmez. Tam tersine Eteryanism, bu hukuki dönüşümü; soy bağından bağımsız olarak onuru, kaynaklara erişimi ve toplumsal katılımı garanti altına alan yaşam boyu güvence mekanizmalarıyla birlikte ele alır. Hayatta kalmayı birikimden ayıran bu yaklaşım, kalıtsal bağımlılığı çözerken toplumsal istikrarı korur. Bireyler hem kalıtsal ayrıcalıktan hem de kalıtsal yoksunluktan özgürleşerek, etik açıdan tarafsız bir zeminde hayata başlarlar [60].
Bu geçiş aynı zamanda motivasyon mimarisinde de köklü bir dönüşümü işaret eder. Miras, başarının nihai ufku olmaktan çıktığında insan arzusu; anlam, katkı ve kolektif alandaki tanınmaya yönelir. Yaratıcılık, bilimsel araştırma, ekolojik sorumluluk ve etik liderlik, mirasın başlıca taşıyıcıları hâline gelir. Bu bağlamda motivasyon, sahiplikten değil; toplumun bilinçli evrimine katılımdan beslenir [61].
Hukuki açıdan bakıldığında Eteryanism’in önerdiği miras sonrası düzen, adalete zamansal ve ahlaki bir simetri kazandırır. Haklar, özneyle yeniden hizalanır; mülkiyet yaşamla sınırlandırılır ve hukuk, birikmiş gücü koruyan bir zırh olmaktan çıkar. Bunun yerine hukuk; özerkliği, doğum anındaki adaleti ve toplumsal yaşama sorumlu katılımı besleyen bir olanak yapısına dönüşür [62].
Son kertede miras hukukunun kaldırılması, uygarlık ölçeğinde bir eşiği temsil eder. Bu adım, geçmişin korunmasını geleceğin potansiyeline tercih eden sistemlerden bilinçli biçimde uzaklaşmayı ifade eder. Maddi mirasın yerine bilinç temelli katkının konulmasıyla toplumlar; gerçek eşitlik, etik tutarlılık ve bilinçli evrim için alan açar. Dolayısıyla soru, insanlığın mirasın ötesinde bir dünyayı hayal edip edemeyeceği değil; gelecek kuşakları sorgulanmamış geçmiş birikimlere bağlayan bir hukuki yapıyı sürdürmeyi ne kadar daha gerekçelendirebileceğidir [63].
REFERENCES:
[1] Piketty, T. (2014). Capital in the Twenty-First Century. Harvard University Press.
[2] Rawls, J. (1971). A Theory of Justice. Harvard University Press.
[3] Bourdieu, P. (1986). The forms of capital. In J. Richardson (Ed.), Handbook of Theory and Research for the Sociology of Education (pp. 241–258). Greenwood.
[4] Bourdieu, P. (1990). The Logic of Practice. Stanford University Press.
[5] Locke, J. (1690/1988). Two Treatises of Government. Cambridge University Press.
[6] Yazıcı, Ş. (2025). Eterya: Yeni Dünya Düzeni.
[7] Sen, A. (2009). The Idea of Justice. Harvard University Press.
[8] Standing, G. (2017). Basic Income: And How We Can Make It Happen. Penguin.
[9] Yazıcı, Ş. (2025). Eteryanist Federe Devlette hukuk, bilinç ve adalet. In Eterya:New World Order Chapter 6.2-6.3.
[10] Nozick, R. (1974). Anarchy, State, and Utopia. Basic Books.
[11] Polanyi, K. (1944). The Great Transformation. Beacon Press.
[12] Hegel, G. W. F. (1821/1991). Elements of the Philosophy of Right. Cambridge University Press.
[13] Rawls, J. (1993). Political Liberalism. Columbia University Press.
[14] Bourdieu, P. (1998). Practical Reason. Stanford University Press.
[15] Yazıcı, Ş. (2025). Eteryanism Philosophy: Consciousness-based socio-legal philosophy.
[16] Arendt, H. (1958). The Human Condition. University of Chicago Press.
[17] Yazıcı, Ş. (2025). Collective consciousness and ethical legacy. In Eterya:New World Order.
[18] Deci, E. L., & Ryan, R. M. (2000). Intrinsic and extrinsic motivations. Contemporary Educational Psychology, 25(1), 54–67.
[19] Ryan, R. M., & Deci, E. L. (2017). Self-Determination Theory. Guilford Press.
[20] Putnam, R. D. (2000). Bowling Alone. Simon & Schuster.
[21] Fromm, E. (1976). To Have or To Be? Harper & Row.
[22] Bergson, H. (1911). Creative Evolution. Henry Holt.
[23] Yazıcı, Ş. (2025). Eteryanism Philosophy-Conscious entry neutrality and ethical birth conditions.
[24] Gilligan, C. (1982). In a Different Voice. Harvard University Press.
[25] Maslow, A. H. (1968). Toward a Psychology of Being. Van Nostrand.
[26] Yazıcı, Ş. (2025). Eterya:New World Order
[27] Harvey, D. (2010). The Enigma of Capital. Oxford University Press.
[28] Standing, G. (2021). The Precariat Charter. Bloomsbury.
[29] Ostrom, E. (1990). Governing the Commons. Cambridge University Press.
[30] Tapscott, D., & Tapscott, A. (2016). Blockchain Revolution. Penguin.
[31] Floridi, L. (2019). The Logic of Information. Oxford University Press.
[32] Pink, D. H. (2009). Drive. Riverhead Books.
[33] Lessig, L. (2004). Free Culture. Penguin.
[34] Bowlby, J. (1988). A Secure Base. Routledge.
[35] Kant, I. (1797/1996). The Metaphysics of Morals. Cambridge University Press.
[36] Yazıcı, Ş. (2025). Eterya: New World Order, Ethical resonance and post-material legacy.
[37] Kuhn, T. S. (1962). The Structure of Scientific Revolutions. University of Chicago Press.
[38] OECD. (2018). A Broken Social Elevator?. OECD Publishing.
[39] Sen, A. (1999). Development as Freedom. Oxford University Press.
[40] Foucault, M. (1977). Discipline and Punish. Pantheon.
[41] Raworth, K. (2017). Doughnut Economics. Chelsea Green.
[42] Taylor, C. (1989). Sources of the Self. Harvard University Press.
[43] Graeber, D. (2011). Debt: The First 5,000 Years. Melville House.
[44] Winnicott, D. W. (1965). The Maturational Processes and the Facilitating Environment. Hogarth.
[45] Csikszentmihalyi, M. (1990). Flow. Harper & Row.
[46] Yazıcı, Ş. (2025).Eterya:New World Order; Conscious legacy systems and collective memory. Eteryanism Archives.
[47] Freire, P. (1970). Pedagogy of the Oppressed. Continuum.
[48] Habermas, J. (1984). The Theory of Communicative Action. Beacon Press.
[49] Bauman, Z. (2000). Liquid Modernity. Polity Press.
[50] Dworkin, R. (1981). What is equality? Philosophy & Public Affairs, 10(3), 185–246.
[51] Spinoza, B. (1677/1996). Ethics. Penguin Classics.
[52] Heidegger, M. (1927/1962). Being and Time. Harper & Row.
[53] Zuboff, S. (2019). The Age of Surveillance Capitalism. PublicAffairs.
[54] Nussbaum, M. (2011). Creating Capabilities. Harvard University Press.
[55] Whitehead, A. N. (1929). Process and Reality. Free Press.
[56] Yazıcı, Ş. (2025). Justice as conscious evolution. Eterya: New World Order.
[57] Rawls, J. (2001). Justice as Fairness: A Restatement. Harvard University Press.→ Eşit başlangıç koşulları, doğuştan gelen avantajların adaletle bağdaşmazlığı.
[58] Kant, I. (1797/1996). The Metaphysics of Morals. Cambridge University Press.→ Hakların ahlaki kaynağı, sorumluluk–eylem ilişkisi ve ölüm sonrası yetki sorunu.
[59] Ostrom, E. (2010). Beyond markets and states: Polycentric governance of complex economic systems. American Economic Review, 100(3), 641–672.→ Kolektif değer üretimi, ortak fayda ve merkeziyetçi olmayan yönetim.
[60] Standing, G. (2020). Plunder of the Commons. Pelican.→ Yaşam boyu güvence, mülkiyet dışı refah modelleri.
[61] Csikszentmihalyi, M. (1997). Finding Flow. Basic Books.→ Anlam, yaratıcılık ve motivasyonun mülkiyet dışı temelleri.
[62] Dworkin, R. (2000). Sovereign Virtue: The Theory and Practice of Equality. Harvard University Press.
[63] Yazıcı, Ş. (2025). Eteryanism Philosophy: Justice, Consciousness, and the Abolition of Inherited Privilege.
*Bu makale bağımsız bir kuramsal çalışma olarak yayımlanmıştır.
Gözden geçirilmiş akademik versiyonu ileride hakemli dergilere sunulabilir.










Yorumlar